41 YAŞ +41 FARKINDALIK
Her sabah gülümseyerek aynaya bakarım.
Kimseyi bulamazsam kendime günaydın der güne mutlu baslarım.
Uykuma dikkat eder ,
Az yemek bol sebze yerim.
Keyifli bol renkli sofraları severim.
İçkiyi tadında içerim.
Dans etmek en büyük zevklerimdendir,
Hareketsiz yaşam düşünemem.
Her gün sağlığım ve sevdiklerim için teşekkür ederim.
Sevdiğim insanlara bol vakit ayırırım.
Sorumluluk tan asla kaçmam.
Çalışmayı çok severim.
Boş yere zaman harcamam, sosyal sorumluluk projesi olmadan duramam.
En sevdiğim odam kütüphane odamdir.
Hazinem; kitaplarım tecrübelerim ve Öykü m dür.
Sevmekten çekinmem sevgimi göstermeyi severim.
Sevgilimin kollarında uyanmak keyif ve huzurdur kıymetini bilirim.
Yaşamı en lerde yaşamayı severim.
Cosku ve tutku göbek adımdır.
Ailem ve sevdiklerim işimden ve herseyden öncedir.
Hayalim , herkesin eşit olanaklara sahip olmasıdır.
İlkem vicdanlı ve dürüst ve çalışkan olmaktır.
Çok renkliligi sever yeni şeylere balıklama dalarım.
Gezip görmek dünyayı keşfetmek yaptığım ve yapmaya devam edeceğim zevkimdir.
Yazmak ,anlatmak, aktarmak iş değil mutluluktur
Sohbeti ve lokmayı paylaşmak yüreğimi ısıtır.
Acıdan dersler çıkarmayı sever, neyin şer neyin hayır olduğunu anlamak için bekler ve yordarim.
Takım tutarım ama adil olurum. Doğduğum topraklara bağlı ama dünya vatandaşıyım.
Sevdiğim herşeyi ve kendimi eleştiririm. İnsanlara dokunabildigimde ise kendimle gurur duyarım.
Yıkıcı değil yapıcı olmaya gayret ederim.
An ın kıymetini bilir yarın yaşam bitecekmiş gibi yaşarım. Fakat önümüzdeki 50 yılı planlarım.
Ölümden hiç korkmam , yaşamaya aşığım.
Doğa ve güneş olmazsa olmazım dır.
Apolitik yaşamı sevmem. Toplumsal olayların içinde olmak bana insanlığımı hissettiren en önemli olgudur.
İyilik yapıp uzay boşluğuna atarım bunu herkesten gizli yaparım.
Uzayda yaşam olduğuna ,dunyada yaşamın varlığından daha çok inanırım.
Kuzuları ve sıpaları çok ama çok severim.
Çiçeklerden en çok orkide yi beğenirim.
Yaşadığım alanları estetik ve temiz kılmayı severim.
Çok eşyayı sevmem. Boş alan düzen sevgi ve huzur ararım yuvamda.
Hiçbir şeyi sahiplenmem gökyüzünden başka.
Şiiri severim ama şiir tadında yaşamayı daha da fazla...
Dilek kılıç ☺☺😅
Bu Topraklarda Kadın Olmak
Bu topraklarda kadın olmak...
Özgecan da bu düşünce ile mi gözlerini yumdu bilemem.
Bildigim tek şey; bu caniler ıcın, "Allah belanı versin" demek olmayacağı , çünkü Allah hep böylesi durumlarda meşgul oluyor. Hicbir kavrama oturtamiyorum bu haksızlıkları yapılan bu canilikleri.
Erkeklerin ne kadar Id'leriyle( ilkel benlikleri) hareket ettiklerini görüyorum.
Mutsuzlar Sevinçleri Paylaşamaz
Bizim toplumda insanlarımız, acıyı paylaşmayı sever.
Sevinci paylaşmaya tahammülü yoktur. Neden mi?
Moral mutluluk seviyesi ülkemizde ortalama 2 iken,
gelişmiş batı toplumlarında 7- 8 civarındadır.
Bu da; insanlarımızın bireysel yaşamlarında, bir hayli mutsuz olduğunu gösterir.
Yalnızca kendinden daha kötü durumdakileri gördüklerinde, kendilerini daha iyi hissederler.
Hatta acı içinde olan dostlarına, yurttaşlarına, ya da hiç tanımadıklarına öylesine yardımsever olurlar ki şaşarsınız.
HİÇ
Ne kısa insan ömrü...
Uzay içinde , hiç sayılabilecek kadar küçüguz oysa ki.
Varoluşun anlamı buradan geçiyor olabilir mi?
Hiç
Koskoca bir hiç...
Son Pişmanlık
Sevgi en öznel duygudur.
Arkasında; ama , fakat, eğer kelimelerini barındırıyorsa, acı
kaçınılmaz olur. Yeryüzündeki her şeye karşı
hissedilen bu ortak duygu, kişiden kişiye değişim gösterir. Kültüre, yaşa ya da
cinsiyete bağlı değişim göstermez tamamen bireyseldir.
Bazen bu sevgiyi yüreğimizde, bazen aklımızda hissederiz.
Yürekteki hep en keskin ve deli dolu olanıdır. Uğrunda canlar yitmiştir, içinde
pişmanlık asla barınmamıştır.
Diğerinde vijdan
dışarıya karşı rahat, kendine karşı derin pişmanlık içindedir. Son nefesini
verirken, kalp bağırmaya başlar; lanet olsun! değer miydi bunca
yaşanmamışlıklara?, bunca sorumluluk saçmalıklarına?. Sadece tek hayatın vardı
ve bitti. Akıl başlar ezberletilmiş klasik cevaplara… Kalp sadece acı bir gülümseme
ile son kez bakar akla. Yapacak hiçbir şey yoktur artık, Son bir kez nefes
alır, son bir şansım daha olsaydı diye iniltiyle yalvarırsın fakat nafile…
Derin bir pişmanlıkla elveda dersin hayata, tüm hayalini kurup yapamadıklarına,
acı bir elveda…
Acıyı Doğurmak
Varlığın acıtıyor, Yokluğun kavuruyor.
Dayanmanın, doğurmak olduğuna şahit oldum.
Erken suyu gelmiş gebeler gibi, sancı bir yandan bastırırken,
Vakti dolmamışlığın kaygısı diğer yandan.
Çatlamak ne kelime, yarıldım ortadan ...
Yandım ki ne yandım bu çıkmazdan.
Ruhun Doğum Sancısı
Sancı fiziksel
bir acıdır. Doğum sancısı, kemik kırılmasının 10larca katı bir acıdır. Şiddetli
geçen regl sancıları, böbrek sancıları, diş ağrıları...
Hayatımız boyunca
çok canımız yanmıştır. Bunlar arasında en hatırda kalanı nedense aşk acısıdır. Çünkü burada sancıyan şey ruhumuzdur. Fiziksel acılar geçtiğinde, vücut normal işleyişine devam eder, kolay
unutur yaşadığı sancıları.
İnsanlığı Yok Eden İllet
Hak ve Adalet Tatile Çıkarsa Ne olur?
Her insan eşit ve özgür doğar.
Özgürlük uğruna verilen bedeller hep en ağır olanlardır. Her şeyden daha kıymetlidir.
Gündelik yaşantımızda bu olgunun farkında olmuyoruz ta ki kaybedene kadar.Hapiste geçirilen bir tek gün bile insana ölüm gibi gelir. Bunun bilincinde olan sağlıklı her insan, toplum kurallarına daha çok riayet eder. Kanun ve nizamın dışına çıkmaz. Çıkarsa kaybedeceği şeyin, çok kıymetli olduğunu bilir. Korkar. Kötü olmaktan, haksızlıktan, hırsızlıktan, namussuzluktan korkar. Yüreğinde iyiliği, doğruluğu, sevgiyi barındırır. Kendisi, ailesi, vatanı ve milleti için doğru ve dürüst olmayı hedefler.
Sağlıklı EGO
Seks yapmak üremek, en temel insan içgüdüsüdür.( İD)
Günah, yasak, ayıp gibi ahlaki kurallar SÜPEREGO'dur.
İD'ini ve SÜPEREGO'sunu dengede tutmaya çalışan da EGO'dur.
Sağlıklı insan bu dengeyi iyi yapılandırandır.
Sağlıksız insan da bu dengeyi kuramadığı için İD'i artık patlamış insandır.
Yani( aç İD'liler); Kadını seks objesi olarak gören, saçtan, dekolteden, her halttan etkilenen, kadın-erkek birlikteliğinden ürken, sapık ruhlu yaratıklar haline gelir.
Bu kişiler, kendini zorlayan bu durumlarla karşılaşmamak için güç ellerindeyse, kanunlarla yasaklar koymaya çalışırlar. Hatta ÇOCUK GELİN (PEDOFİLİ ) yi ve çok eşliliği normalmiş gibi göstermeye çalışırlar.
Sağlıklı insanlar ise; kadın ve erkek diye ayrım yapmadan önce insan diye algılayandır. Çocuklarla cinsellik yapmayanlardır. Cinsellik içgüdüsünü yadsımadan sağlıklı birliktelikler kurabilenlerdir. Yani doymuş İD'li insanlardır.
Uzm. Psk.Dilek Kılıç
Günah, yasak, ayıp gibi ahlaki kurallar SÜPEREGO'dur.
İD'ini ve SÜPEREGO'sunu dengede tutmaya çalışan da EGO'dur.
Sağlıklı insan bu dengeyi iyi yapılandırandır.
Sağlıksız insan da bu dengeyi kuramadığı için İD'i artık patlamış insandır.
Yani( aç İD'liler); Kadını seks objesi olarak gören, saçtan, dekolteden, her halttan etkilenen, kadın-erkek birlikteliğinden ürken, sapık ruhlu yaratıklar haline gelir.
Bu kişiler, kendini zorlayan bu durumlarla karşılaşmamak için güç ellerindeyse, kanunlarla yasaklar koymaya çalışırlar. Hatta ÇOCUK GELİN (PEDOFİLİ ) yi ve çok eşliliği normalmiş gibi göstermeye çalışırlar.
Sağlıklı insanlar ise; kadın ve erkek diye ayrım yapmadan önce insan diye algılayandır. Çocuklarla cinsellik yapmayanlardır. Cinsellik içgüdüsünü yadsımadan sağlıklı birliktelikler kurabilenlerdir. Yani doymuş İD'li insanlardır.
Uzm. Psk.Dilek Kılıç
İŞKOLİK OLMAK HASTALIK MIDIR?
Bireyin yaşama dair bir çok
alanı göz ardı ederek, kendini tamamen işine kanalize etmesine işkoliklik
dedir. Çok çalışmak değil, çalışmayı
kesememektir.
Sürekli olarak, normal çalışma saatlerinin çok üstünde
çalışırlar. Hep biraz daha fazla zamana ihtiyaçları vardır. İş yerlerinden
ayrılsalar bile bulundukları noktadan işle ilgilenmeye devam ederler.
Yorgunluktan çalışamaz hale gelene kadar çalışırlar. Tamamen yorulmadan mola
vermezler. Tatile çıkmak ve izin kullanmaktan kaçınırlar. Ayrıca ortak
özellikler arasında; hobilerinin olmayışı ya da çok az zaman ayırmaları. İş
dışında vakit geçirmekten hoşlanmayıp, suçluluk duymaları. İş dışındaki sorumluluklarını ihmal
etmeleridir.
Bayramlar ve Çocuklar
Çocuklar bayramı neşe ve coşkuyla geçirmeli. Bayramın ne olduğunu anlatırken, paylaşmanın önemini, küçükleri sevindirmenin, büyüklere saygının, birlik ve beraberliğin anlamlarını vurgulamalıyız. Kısacası bayramların sosyal boyutunu aktarmalıyız.
Hazan Mevsiminde Bir Sabah
Sonbahar sana ne demeli; aldın iki çınarı...
Hazan mevsimi olduğunu kanıtlarcasına.
Ve daha bir sürü şey,
Yaşamın Tadı
Soruyorlar, yaşamdan nasıl bu kadar keyif alıyorsun diye?
Nasıl almam ki...
Yürüyebildiğim hatta dans edebildiğim ayaklara sahibim.
Bedenim, ihtiyacım olan her şeyi yapabilecek güçte ve beceride.
(Şarkı söylemek haric:))
Kusurlarımı seviyorum.
Asıl ruhuma teşekkür borçluyum.
Onun gücüne, olumluyu her şartta ve koşulda farkedip ardından gidişine.
Her dert dinleyişimde, tekrar yüzleşirim kendimle.
Ya şükrederim şanslı halime.
Ya üstesinden gelmiş olduğumu farkedip teşekkür ederim kendime.
Ya da gurur duyarım kabullenişimle, yüzleşmelerimle.
Yaşam her verdiğiyle güzel, yeterki fark edelim her halimizle...
Her anımızda...
Uzm. Psk. Dilek Kılıç
Güven Sorunu
‘Güven Problemi’ yaşıyorsunuz demek nede kolay bir yargı.
Bunun bir de anlamı var bilir misiniz? Hatta bunun bir de Tecrübesi var , ya onu bilir misiniz?
Sizi deliler gibi sevdiğine inandığınız biricik aşkınız vazgeçmiştir ansızın. Sizi her tür haksızlıktan koruyacağını düşündüğünüz kolluk kuvvetleriniz sizi korumak bir kenara, haksızca dövüyordur artık. Devletim deyip sığındığınız o yüce kurum, benden misin? Öteki mi? Diyordur artık.
Sonra da kalkmış; arkadaşınız, falcınız ya da psikoloğunuz ‘Güven problemi ‘ yaşıyorsunuz der yüzünüze karşı. E güzel dostum , nasıl yaşamayayım?
Gözlerimi kapasam, kulaklarım şahit, ikisini de kapatsam dudaklarım, hepsini kapatsam kinestetik duyularım… Nasıl farkındalığımı sıfırlayabilirim ki, şu yaşadığımız dünyada? Herşey acı, her şey kan revan ,her şey haksızlık, her şey ulaşamamazlık…
Kırkından sonra değil farkından sonra derler ama, bu coğrafyada henüz kırklıyken şahit olursun bu gerçekliğe…
Dayan yüreğim dayan, insan oğlu bir gün keşfedecek yüreğindeki cılız iyilik sesini, ve böylece;
Hey hat; Güven problemi tarih olacak… Acılar son bulacak. Masum canlar yanmayacak ve insanlar ikiye ayrılacak; İyiler ve kötüler…
BIRAKMAK HAFİFLETİR
Bazen eskilere doğru bir uzanırız. Kimler vardı, kimler… Her gün sesini duyduğumuz dostlar, günde 6 saat aynı sırayı paylaştığımız arkadaşlar. Düştüğümüzde , yaralanmış dizlerimizden öpen annelerimiz. Akşam eve gelince, gofret almış mı diye merakla sorgulanan babalarımız. İlk aşklarımız. İlk eşlerimiz. İlk acılarımız. İlk kayıplarımız. İlk mezuniyetlerimiz. İlk hayal kırıklıklarımız. İlk maaşımız. Sayamayacağımız kadar çok ilklerimiz.
ARADA BİR ES VER YAŞAMA
Gelgitler arasında çırpınan kalbin durması, bir karara varması ne kadar güç olur bazen. Karar veren hep beynimiz aslında, peki neden yorulur zavallı yüreğimiz.
HASTALIĞIN FAYDASI
Hastalığın bile faydası var, ne demek istediğini anlarsanız.
Son 24 saattir doğru dürüst ayağa kalkmaya gücüm yok. Aptal bir nezle oldum aslında ama nasılda çaresiz bıraktı beni. Mesele minicik bir mikrobun beni yerle yeksan etmesini hazmedemeyişim. Başta kabullenemedim, elime geçen ilaçları sırayla birer ikişer yuttum. Belki faydası oldu ama sınırlı. Sonra bildiğimiz babaanne tarzı zencefil, limon çaylarıyla devam ettim.
Son 24 saattir doğru dürüst ayağa kalkmaya gücüm yok. Aptal bir nezle oldum aslında ama nasılda çaresiz bıraktı beni. Mesele minicik bir mikrobun beni yerle yeksan etmesini hazmedemeyişim. Başta kabullenemedim, elime geçen ilaçları sırayla birer ikişer yuttum. Belki faydası oldu ama sınırlı. Sonra bildiğimiz babaanne tarzı zencefil, limon çaylarıyla devam ettim.
ÖZGÜRLÜK
Özgürlük göklerde gibi gelse de, gerçek öyle değildir.
Özgürlük kafada başlayıp, kafada biter. Kaygılar sarmışsa dört bir tarafı, uçsan da nafile uçmasan da.
Özgürlük kafada başlayıp, kafada biter. Kaygılar sarmışsa dört bir tarafı, uçsan da nafile uçmasan da.
MODERN GÜÇLÜ YALNIZLAR
Çağımız hastalığı güç belası. Veba gibi yayıldı sanki. Herkes bireyselleşti, yalnızlaştı güçlü görünen kimlik rollerine büründü.
Hele de ‘Bekar Anneler’ bu tanımı ilk kez Tom Cruise ‘un bir filminde duymuştum, hoşuma gitmişti. Belki içselleştirdiğimden, bu tanımlamayı kendi rolümle pekiştirdiğimdendir.
Güçlü olmak istemek mi? Olmak zorunda kalmak mı? Her insan kendine layık hayatı kendi seçer tanımını düşündüğümüzde; güçlü olmayı tercih ettiğimiz çıkıyor ortaya. Bu tercihi biraz tartmak gerek bence. Biraz günlük gerçeklerden bahsetmek istiyorum.
Hele de ‘Bekar Anneler’ bu tanımı ilk kez Tom Cruise ‘un bir filminde duymuştum, hoşuma gitmişti. Belki içselleştirdiğimden, bu tanımlamayı kendi rolümle pekiştirdiğimdendir.
Güçlü olmak istemek mi? Olmak zorunda kalmak mı? Her insan kendine layık hayatı kendi seçer tanımını düşündüğümüzde; güçlü olmayı tercih ettiğimiz çıkıyor ortaya. Bu tercihi biraz tartmak gerek bence. Biraz günlük gerçeklerden bahsetmek istiyorum.
YAĞMUR
Hep yağmurun neden hüzün verdiğini düşünürdüm, sanırım buldum. Eskiye dair anılarımı karıştırdım hafızamda ama çıkmadı kayda değer bir şey. Yağmur öyle şiddetli yağıyor ki başta, tıpkı öfke patlaması gibi hatta şimşek çakıyor arada, haykırarak bağırışlarımız sanki. Sonra hafifliyor şiddeti, hatta o güzel toprak kokusu ve çimen kokusu sarıyor etrafı, ve nihayetinde son damla da alıyor yerini ve bitiyor. Garip bir huzur kaplıyor etrafı, yorgun ama huzurlu. Tıpkı ağlamaktan yorgun düştüğümüzde tatlı bir uykunun gelişi gibi. Yağmur da doğanın göz yaşları. Her yağmurdan sonra er yada geç güneş açmakta, yağmur boşaldığı için huzura kavuşmakta ve hatta gök kuşağı ile bunu taçlandırmakta.
Tıpkı bizler gibi, ağladığımızda acımızı boşaltır, yasımızı yaşarız doya doya, yaramızı sarar, er yada geç başlarız gülmeye tekrar. Hatta mutluluktan ağlamaya kadar varır değişim evremiz. Mesele bunu hep bilmek gerektiği. Bu döngüyü unutmadan, güneşin her zaman tekrar açacağına olan inancımızı hiç yitirmeden , yağmurun tadına varabilmek...
Tıpkı bizler gibi, ağladığımızda acımızı boşaltır, yasımızı yaşarız doya doya, yaramızı sarar, er yada geç başlarız gülmeye tekrar. Hatta mutluluktan ağlamaya kadar varır değişim evremiz. Mesele bunu hep bilmek gerektiği. Bu döngüyü unutmadan, güneşin her zaman tekrar açacağına olan inancımızı hiç yitirmeden , yağmurun tadına varabilmek...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)